Faaliyet kaldıracı, şirketlerin duran varlık kullanma durumlarını, diğer bir ifade ile üretim kapasitelerini göstermektedir. Ekonominin canlı olduğu dönemlerde, faaliyet kaldıracı yüksek ise, satışlardaki artış karşısında Faiz ve Vergi Öncesi Kar (FVÖK) daha yüksek oranda artmaktadır. Satışlardaki artış karşısında FVÖK’de ne kadar artış olacağı ise, faaliyet kaldıraç derecesi ile ölçülür. Faaliyet kaldıraç derecesinin 2 olduğunu varsayarsak, bunun anlamı, şirket satışlarını %10 artırdığı zaman, FVÖK %20 artacaktır. Buradaki kaldıraç etkisi, tabii ki tersi durumda da geçerlidir. Yani, ekonomik durgunluk dönemlerinde, faaliyet kaldıraç derecesinin 2 olması durumunda, satışlar %10 azaldığı zaman, FVÖK %20 azalacaktır. Faaliyet kaldıraç derecesinin daha büyük bir değer olmasına bağlı olarak, olumsuz etki çok daha büyük olabilecektir.
Finansal kaldıraç ise, şirketlerin finansman yapısında borç kullanma durumunu gösterir. Benzer şekilde, ekonominin hareketli olduğu dönemlerde, finansal kaldıraç, yani borç miktarı yüksek ise, FVÖK’deki artış karşısında, şirketin pay başına karı daha yüksek oranda artmaktadır. Bu duruma kaldıraç etkisi denmekte ve bu artışın büyüklüğü, finansal kaldıraç derecesi ile ölçülmektedir. Faaliyet derecesinde olduğu gibi, finansal kaldıraç derecesinin de 2 olduğunu varsayarsak, bunun anlamı, ekonominin canlı olduğu dönemlerde, şirket FVÖK’ını %10 artırdığı zaman, şirketin pay başına karı %20 artacaktır. Burada pozitif olarak ortaya çıkan kaldıraç etkisi, tersi durumda da söz konusu olmakta ve ekonomik durgunluk dönemlerinde, finansal kaldıraç derecesinin 2 olması durumunda, FVÖK %10 azaldığı zaman, şirketin pay başına karı %20 azalacaktır. Faaliyet kaldıraç derecesinde olduğu gibi burada da, finansal kaldıraç derecesinin daha yüksek olması durumunda çok daha yüksek kazançlar elde edilebileceği gibi, ekonominin daralması durumunda da, çok daha yıkıcı zararlar da ortaya çıkabilecektir.
Faaliyet ve finansal kaldıraç derecelerinin birlikte ele alınmasına ise birleşik kaldıraç ismi verilmektedir. Şirketin hem faaliyet hem de finansal kaldıracının etkilerini toplu olarak ifade eden birleşik kaldıraç derecesinin yüksek olması, ekonominin canlı olduğu dönemlerde, şirket satışlarının artması karşısında, pay başına karın daha yüksek oranda artacağını göstermektedir. Buradaki artış oranı, birleşik kaldıraç derecesi ile ölçülmekte ve birleşik kaldıraç derecesinin 2 olması, ekonominin yükselişte olduğu dönemlerde, satışlardaki %10’luk bir artış karşısında, pay başına karın %20 artacağını, ekonominin iyi gitmediği dönemlerde ise, satışlardaki %10 azalış karşısında, pay başına karın %20 azalacağını gösterir. Birleşik kaldıraç derecesinin daha yüksek olması durumunda, pozitif ve negatif etkileri o ölçüde büyük olacaktır.
Kaldıraçları genel olarak özetledikten sonra, bu kaldıraçlara yönelik uygulanabilecek politikalardan bahsedebiliriz. Öncelikle belirtmemiz gereken husus, ekonominin büyüme dönemlerinde, kaldıraçları mümkün olduğunca yüksek tutarak kaldıraçların olumlu etkilerinden yaralanmak, ekonominin daralma dönelerinde ise, kaldıraçları mümkün olduğunca düşük tutarak, kaldıraçların olumsuz etkilerinden korunmak gerektiğidir. Maalesef, durgunlaşan ve daralan bir ekonomik ortamda bulunduğumuz için, şirketlerin mümkün olduğunca kaldıraçları düşürerek, negatif kaldıraç etkisinin yıkıcı etkilerinden kendilerini korumaları gerekmektedir.
Kaldıraçların düşürülmesi konusunda hemfikir olduğumuza göre, bu nasıl gerçekleşecek ondan bahsetmek gerekir. Faaliyet kaldıracının azaltılması için şirketler, öncelikle atıl durumdaki duran varlıkları elden çıkarılabilirler. Atıl durumda duran varlık yok ise, ekonomik durgunluk dönemlerinde kapasite kullanım oranları düşeceğinden, duran varlıkların bir kısmı elden çıkarılarak atıl olan kapasite düşürülebilir. Şirketin atıl kapasitesinin olmaması ve dolayısıyla duran varlık satışı yaparak faaliyet kaldıracını azaltmasının mümkün olmaması durumunda, geriye kalan tek çare finansal kaldıracı azaltmaktır.
Finansal kaldıracın düşürülmesi ise, duran varlık satışı yapılarak borçların ödenmesi ile yapılabileceği gibi, duran varlık satışı mümkün olmayan durumlarda, ortakların şahsi mal varlıkları kullanılarak, borçları azaltmak ve finansal kaldıracı düşürmek söz konusu olabilir. Bu durum, şirketin sermaye artırması anlamına gelmektedir. Ancak, sermaye artırımı için mevcut ortakların şahsi varlıkları yetersiz ise, faaliyetleri sürdürebilmek için, değerleme yaptırarak şirketin piyasa değerini tespit etmek ve yeni otaklıklar kurmak gerekir.
Yeni ortaklık kurma sürecinde ihtiyaç duyulan şirket değerlemesi ve değerleme sonuncunda elde edilen şirketin piyasa değeri, değerlemeyi yapan analistlere göre farklılık gösterebilmektedir. Çünkü, şirket değeri geleceğe yönelik birçok ekonomik faktöre bağlı olarak hesaplanmakta ve bu ekonomik faktörlere yönelik finansal analistlerin yapmış oldukları tahminler farklılık gösterebilmektedir. Dolayısıyla hesaplanan şirket değeri, subjektif bir değer niteliğinde olup ilgili taraflar arasında pazarlık yapmak için bir referans değeri olma özelliği taşımaktadır. Zaten, geleceğe yönelik tahmini verilere dayalı olarak hesaplanan şirket değerinin kesin değer olduğunu söylemek de mümkün değildir.
Şirket değerinin hesaplanmasında önemli olan diğer bir nokta, şirket değeri geleceğe yönelik ekonomik projeksiyonlara dayalı olarak belirlendiğinden, ekonomik durgunluk, daralma veya kriz dönemlerinde, şirket değeri olması gereken değerinin çok altında bir değer olarak hesaplanabilmektedir. Bu yüzden, geleceğe yönelik ekonomik olumsuzlukların konuşulduğu bir ortamda, ekonominin daha da kötüleşmesini beklemeden şirketin değerini hesaplatarak, şirketin gerçek değerine yakın bir değer üzerinden, birleşme, satın alma, devralma gibi sermaye artırımını sağlayacak ve finansal kaldıraç derecesini azaltacak faaliyetleri gerçekleştirmek gerekir.
Sonuç olarak, içinde bulunduğumuz ekonomik olumsuzluklara karşı, şirketlerin faaliyet ve finansal kaldıraçlarını düşürerek, borçlarını azaltmaları, öz sermayelerini artırmaları ve böylece kaldıraçların negatif etkilerinden kurtulmaları gerekir. Aksi takdirde, yüksek kaldıraçların negatif etkileriyle, şirketler daha da güç kaybederek faaliyetlerini durdurma noktasına gelebilirler. Hem şirketler, hem şirketlerin yakın çevresi ve hem de ülke ekonomisi büyük zarar görebilir.
Unutmayalım, öz sermayesi güçlü olup da batan şirket pek vaki değildir. Öz sermaye artırmanın yolu da, doğru zamanda şirket değerlemesi yaptırarak şirketin değerini tespit etmek ve yeni ortaklıklar kurmaktan geçmektedir.


